
'Dikkat çekici' bir postmodern hafiye

ERKİN ÇAM


Gizemli düzmece kitaplar

'Kitap
avcısı Lucas Corso'nun iki kayıp metinin peşinde düştüğü serüven,
yazar-yayımcı-kitap kolleksiyonculuğu ekseninde, Avrupa tarihinin çeşitli
katmanlarında gizemli bir yolculuğa çıkarıyor okuru...
Dumas Kulübü
Artura Perez-Reverte, Türkçesi: Peral Beyaz Charum ,447 s., ISBN 975-470-701-4
İspanyol yazar
Arturo Perez-Reverte'nin 4. romanı Dumas Klubü, pek de
aşina olmadığımız bir mesleği icra eden bir kitap avcısı- detektifin, Lucas
Corso'nun üstlendiği iki ayrı görevi anlatıyor. Bir taraftan zengin bir
kolleksiyoncunun intiharına yol açan bir elyazmasının gerçekten "Üç
Silahşörler"in yazarı Alexandre Dumas'a ait olup
olmadığını araştırıyor, diğer taraftan da Lucifer'in bizzat yazımına yardım (!)
ettiği sanılan "Dokuz Kapı" adlı bir el yazmasının
kopyaları arasındaki gizemi çözmeye çalışıyor. ..
Gerek
örgüsü, gerek kahramanları itibariyle bir polisiyeyi andıran roman, türün
sevenlerinin alışık olduğu gizemli müşteriler, sinsi kötü adamlar ve kadınlar,
acımasız ve duygusuz görünmesine rağmen özünde (!) iyi yürekli bir hafiye,
çözüldüğünü düşündükçe dolaşan düğümler gibi "olmazsa olmaz"
ları içerdiği gibi "kitap"ı temel alarak Avrupa tarihinin çeşitli
katmanları arasında ciddi bir geziye sürüklüyor okurunu. 1600'lerde Venedik'te üç
nüsha basılan bir satanist kitabın tarihi araştırılırken, hem dönemin yazın
ortamını, hala kudretli olan engizisyonun etkilerinden kurnazca sıyrılmaya çalışan
basımcıları hem de günümüzde satanizmi bir hobi olarak takip eden bize yabancı bir
kitleyi tanıtıyor. Şimdi "en fazla 70 sene dayanan odun-saman
selülozundan" yapılan kitapların aksine yüzlerce yıl dayanabilmesi
için ipek selülozundan kağıtlara basılan ortaçağ kitaplarının üretim ve ciltleme
teknolojisi konuya uzak olanlar için bile ilginç olabilecek bir şekilde anlatılıyor.
Diğer tarafta ise "Üç Silahşörler" yazarı Alexandre
Dumas'ın eserlerine ve özel yaşamına dek uzanan bilgiler bir süre sonra
raslantılar sayesinde birbirinin içine giriyor.
Döneminin en önemli yazarlarından sayılan Alexandre Dumas'ın (1802-1870) eserlerini
yaratma biçimi ve hayatında satanist tarikatlarla sürekli örtüşen raslantılar,
Lucas Corso'yu ünlü yazar ve satanizm arasındaki bağlantıları araştırmaya
yöneltiyor. Araştırdığı birbirinden bağımsız iki konunun hiç de o kadar ilgisiz
olmadığını keşfeden hafiyemiz Atos, Portos, Aramis
ve D'artagnan'ın dolaştığı Paris sokaklarında, üç silahşörler
romanının kurgusunu takip ederek Kardinal Richelieu'nün kanlı katili Rochefort'un
tıpkısı bir katilin elinden kurtarmaya çalışıyor. 20 yüzyıl Richelieu'sü ise
kitabın sonuna kadar ortaya çıkmıyor.Hafiyemiz Toledo'dan Paris'e uzanan macerada
birdenbire ortaya çıkan ve Corso'yu korumakla görevlendirildiğini iddia eden genç ve
"meleksi" güzellikteki kızın gizemini çözmeye ise uğraşamıyor biler.
Konsept olarak birçok eleştirmenin fikrinin aksine
"Gülün Adı"ndan çok "Foucault
Sarkacı" na benziyor eser. "Gülün Adı" bir manastırdaki
esrarlı ölümleri inceleyen bir rahip ve yardımcısının hikayesini anlatırken, Umberto
Eco'nun diğer bir eseri "Foucault Sarkacı"nda kayıp ve halen
yaşadığı sanılan bir tarikatın, "Tapınakçı"ların
peşine düşen üç arkadaşın hikayesini anlatıyor. Batı'nın kadim eserlerden
saydığı satanist eserlere dayanan "Dumas Klubü" gibi Eco'nun romanı da Tevrat'ın
ve Kabala'nın "evren kuramının bir eğretilemesi". Eco'nun
okurdan çaba talep eden romanının aksine Arturo Perez'in kitabı sade okuyucu
tarafından okunabilir bir akıcılıkta yazılmış. Eco'nun Türk insanını alışık
olmadığı Avrupa gizemcilik tarihinin içinde savurup duran romanı, aynı zamanda derin
çözümlemeler ve felsefi bazı mesajları örtmek için bir "üst-metin"
olarak da yazılmış, oysa Perez entellektüel kaygılardan asude bir şekilde hikayesini
anlatıyor. Batı medeniyetinin kavramları ve olayları ilişkilendirme saplantısı her
iki eserde de kendini belli ediyor, insanlığı "başı sonu belli bir neden-sonuç
ilişkileri örgüsü içinde anlama gayreti" bir süre sonra her türlü
raslantıyı bir sistem içine dahil etmek ve çıkıntılardan kurtulup rahatlamak
isteyen bir zihin yapısını da beraberinde getiriyor. İpuçlarını kendi
kafalarındaki plana göre değerlendiren ve o planın içinde bir yere oturtan Eco'nun
kahramanları bilgisayarları "Abulafia" yardımıyla kendi
içinde tutarlı bir plana varırken, Lucas Corso "eski usul" çalışıyor,
Avrupa'da birçok kenti dolaşıyor, işinin uzmanı arkadaşlarını yokluyor, değişen
yol arkadaşlarıyla iki gizemi birlikte çözmeye çalışıyor. Yazar Umberto Eco'nun
üç silahşörleri olan Jacopo Belbo, Diotallevi ve Casaubon
yerine sadece bir kişiyi,kötü görünüşlü sert ve acımasız kabuğunun altında iyi
yürekli ve bilgili (Amerikan detektif tiplemesine İspanyol katkısı) bir kahramanı
çıkarıyor karşımıza, büyük dedesinin kaybolduğu Waterloo savaşını masa
üstündeki makette Fransızlara kazandırmaya çalışan, özel eşyaları bir bez sırt
çantasına sığan Lucas Corso.
Neticede, Eco'un sade okurun içinde kolaylıkla
yolunu kaybedebildiği, okuyucusundan ciddi bir emek bekleyen (çevirmen Şadan
Karadeniz'in deyimiyle) "bilim-roman"ına karşın
Perez neredeyse her yönüyle bir polisiye roman koymuş ortaya. Yine de ikisi de aynı
yerlere sürüklüyor bizleri ; gizemli ortaçağ tarikatları, birbirleriyle
ilişkilendirilen tarihsel ipuçları, zekaları kadar entellektüel bilgileriyle iş
gören ve yüzlerce yıllık bağlantıları, zincirlerin kopuk halkalarını bulup
çıkartan kahramanlar ...
1997'de "New York Times Book Review" tarafından hazırlanan
dikkat çeken kitaplar listesine alınmış "Dumas Klübü".
1951'de Cartagena'da doğan ve 18 yıl süreyle yazılı ve görsel basında muhabir
olarak çalışan Arturo Perez-Reverte 1990 yılında yayımlanan "La
Tabla de Flandes" adlı kitabıyla da Fransa'da polisiye edebiyat dalında
1993 büyük ödülünü aldı. Arturo Perez-Reverte'nin bu kitabı, Peral Bayaz
Charum'un güzel ve akıcı çevirisiyle birden çok okur tipinin ilgisini
fazlasıyla hakediyor, ama özellikle polisiye okurlarının.

|
 |


|