
POLİSİYE EDEBİYATIN YENİ ÜRÜNLERİ

A. ÖMER TÜRKEŞ ve AKSU
BORA


Polisiye, ama bilimkurgu

Polisiye
roman külliyatında bilimkurgu özellikler taşıyan metinler fazla değil. 'Kaktüs
Kahvesi Polisiye Ödülleri'nde 'Jüri Özel Ödülü'nü alan Cenk Eden'in Rüzgârsız
Şehir - Bir Kim Kessler 'Uzay Polisiyesi' adlı kitabı, yıldız tarihiyle
onbeşbinikiyüzkırküçte geçen gerilimli, heyecanlı ve sürükleyici olmayı
başarabilmiş
Rüzgârsız Şehir - Bir Kim Kessler
'Uzay' Polisiyesi Cenk Eden, Oğlak Yay., (Maceraperest Kitaplar), İst.
1999, 248 s., ISBN 975-325-243-9
'Kaktüs
Kahvesi Polisiye Ödülleri"ni kazanan romanlardan, bu kez 'Juri Özel Ödülü'nü
kazanan 'Rüzgârsız Şehir' üzerinde durmak istiyorum. Bir hatırlatma yapmakta yarar
var, her iki romanın Matbûat sayfasında yer alma nedeni 'ödüllü' olmalarından
değil, Türkiye'de zayıf kalmış bir roman türü olan polisiyeyi başarı ile
üretmelerinden ileri geliyor.
Bilimkurgu-Polisiye
'Bir Kim Kessler 'uzay' polisiyesi'
olarak takdim edilen 'Rüzgârsız Şehir', bilimkurgusal bir polisiye
öykü. Romanı türlere ayırmak tartışma konusuyken, iki türün karışımının yeni
bir tür mü olacağı, yoksa ağırlıklı olan temaya göre türlerden birine mi ait
sayılacağı, sorunu daha da karmaşıklaştırıyor. Aslında, polisiye roman
külliyatında bilimkurgusal özellikler taşıyan metinler fazla değil, oysa ki
bilimkurgu edebiyat içinde polisiye janrlar taşıyan bir çok romana rastlıyoruz. Ama,
biz yazarın adlandırmasını tercih edip, önceliği polisiyeye verelim. Böylelikle,
alışılmış polisiyelerden farklı bir metinle karşı karşıya gelmiş oluyoruz.
'Tarih, yıldız tarihiyle onbeşbinikiyüzkırküç'. Yaşanılan gezegende yaklaşan son
bekleniyor, ve oldukça kaotik bir yaşam tarzının hüküm sürdüğü bir toplumsal
yapı sergiliyor yazar. Bağımsız detektif Kim Kessler, seri cinayetler işleyen bir
katilin peşindedir. Katil, -milyonlarca izleyici gibi- hayranı olduğu bir medya
yıldızının yer aldığı rüyaları satın alan insanları şiddet dolu yöntemlerle
öldürmektedir. Sonuçta, rüya satıcısı bir kişiyi ve rüya karaborsacılarını
takip eden polisler, rastlantıların yardımıyla muammayı çözerler.
Kısaca özetlemeye çalıştığım öykü, elbette metin hakkında yeterli ipuçlarını
vermiyor. Oysa yeterince heyecanlı bir roman yazmış Cenk Eden. Özellikle sonlara
doğru gerilim iyice artıyor, eski geminin koridorlarında polisleri öldürerek
ilerleyen katilin kimliği ortaya çıkınca oldukça şaşırıyoruz. Elbette böylesi
bir şaşırtmacayı yakalamak için, klâsik polisiyelerin yazar ve okuyucu arasındaki
centilmenlik anlaşmasını biraz çiğnemiş yazar. İpuçları çok net olmamakla
birlikte, mevcut. Ancak, polisiye metin kurallarından 'katil polis olmamalıdır', ve
'katil sayısı birden fazla olmamalıdır' maddelerinin ihlal edildiğini görüyoruz.
Ama, klâsik bir polisiye değil 'Rüzgârsız Şehir', muammanın
çözümünden çok, öykünün gerilimi önem kazanıyor, ve zaten detektifler de akıl
yürüterek bulmuyorlar katilleri.
Yazar arada bir geçmişe -yani bugüne- ilişkin eleştirili ve alaycı bir dil
kullanmış. Meselâ 'zor yaşam şartlarının bu tür bir gereksinimi zorunlu
kıldığı koloniler dışında bu giysilerin kullanılması lükstü, ama Watanabe'nin
ataları da yüzlerce yıl önce kaymak gibi asfaltların üzerinde dört çekişli arazi
araçları kullanıyordu', ya da 'galaksi otobanının ihalesini kazanmış bir müteahhit
kadar kendini beğendiği bacak bacak üstüne atışından belli oluyordu' tarzındaki
betimlemeler, gelecekle değil doğrudan bugünle ilgili. Aslında polisiye öykünün
kendisi, gelecekteki medya ve star çılgınlığı üzerine kurulu olmakla, Türkiye'nin
içinde yaşadığı toplumsal duruma yönelik bir eleştiri anlamını taşıyor.
Öykünün diğer önemli teması rüya ticareti de bir tür metafor. İnsanlardaki artık
tükenmiş düş gücünü yeniden sağlayarak, bir tür özgürlük alanı açıyor
rüyalar.
Polisiyelerde, bilge detektifin ağzından feylesofça sözcükler dökülür sık sık.
Bu romanda yalnızca detektifin değil, anlatıcının, yani yazarın kaleminden de
'yalnızlık sönen bir mum gibi ağır ağır yakar insanı', veya 'Odanın ortasında
telefon çalmaya başladı. Ani ve apansız bir saldır, beklenmedik bir şok. Aşk gibi,
ölüm gibi' tarzında artistik ve anlamlı düşünceler çıkıyor. Öyküye, 'şehir,
ağır bir ruh çöküntüsünün altında çaresiz inliyordu. İnce bir yağmurun
ıslattığı boş sokakları sarıp sarmalayan sentetik huzurun hain kolları,
pencerelerinden soğuk mavi bir ışığın sızdığı küçük odalardan içeri sessizce
süzülüyordu' biçiminde, polisiyelere hiç de uygun olmayan bir üslûpla başlayınca,
'acaba yüksek edebiyata ilişkin bir metin mi okuyacağım' diyerek kaygılandım(!),
neyse ki bu tarz dilsel güzelliklerden çabuk sıyrılmış Cenk Eden. Eğer yerli
yerinde kullanılmazsa, eylemi bloke eden belâgat, polisiye metni zedeler. Mesela, Taner
Ay'ın polisiye roman 'Marsyas'ın Cesetleri' de, böylesi
entellektüel tutkular nedeniyle sevimsiz hale gelmişti.
Bilimkurgusal zaaflar
Zenginler, yoksullar, polisler, fuhuş, kumar, evlilik müessesesi, Cola,
ibne sözcüğünün hâlâ bir küfür oluşu, kağıt para kullanımı, karaborsa, kepek
önleyici şampuan gibi tanıdık ilişki, sıfat ve isimlerin, 'yıldız tarihiyle
onbeşbinikiyüzkırküç' yılında geçen bir öyküde ne aradığını merak
edebilirsiniz. Bir dolu teknik cihaz ve çalışma prensibi anlatmaktan öte bir şeydir
bilimkurgu. Daha yakın bir tarih ele alınsaydı, bugün ile olan benzerlikler daha kolay
kabul edilebilir; ama yılı onbeşbinlere götüren yazarın, artık ciddi bir gelecek
tasarımı yapması gerekirdi.
Bilimkurgu metinlerdeki atmosfer ve mekân tasarımı çok önemlidir. Sadece biçimsel
anlamda değil, ama, yazarın geleceğe yönelik değerlendirmelerini taşıyan amaçsal
bir araç olarak öyledir. Elbette yaratılan karakterler için de geçerli bu
söylediklerim. Hele işin içine bir de polisiye kurgu katılmışsa, karakterler, mekân
ve atmosfer üçlüsü, romanın başarısının sorgulandığı alanın kendisi olur. 'Rüzgârlı
Şehir' de, bu üçlünün her zaman uyumlu olarak birarada oluşundan
sözedemiyoruz. Karakter özellikleri, sanki 1999 yılından çıkıp gelmişler gibi bir
görünüm arzediyor. Aradan geçen binlerce yılın, insanların fiziksel, duygusal ve
düşünsel niteliklerini köklü olarak değiştireceğini söylemek için kâhin olmak
değil, yalnızca yazılı 5000 yıllık tarihe bir göz atmak yeterli.
Öyküdeki karakterlerin isimleri, çeşitli etnik kökenden gelen insanların tek bir dil
altında ve ulus devletten kurtulmuş olarak yanyana yaşadığı bir dünyayı
çağrıştırıyor. Ama, Ayça, Zekiye gibi isimlere bakıp, hemen Türk demeyin onlara.
Bir bilimkurgu metni, onbeşbin yıl öncesine ait bir topluluğa ait isimler barındırsa
bile, siz bilimkurguyu ciddiye alın ve hiçbir şahsa etnik kimlik yüklemeyin.
Kitap kapağından anladığımız kadarıyla, bir serinin ilk romanıyla karşılaşmış
olduk. Bütün zaaflarına rağmen, Cenk Eden imzalı, uzay polisi Kim Kessler'in bir
macerasının anlatıldığı 'Rüzgarsız Şehri' keyifle okudum. Ufak
tefek kusurlarını rahatlıkla düzeltebilecek potansiyele sahip bir yazar olarak
gördüğüm Cenk Eden, gelecek öykülerinde Kim Kessler'i biraz daha öne çıkarırsa,
Türk romanında neredeyse hiç yeri olmayan bilimkurgu ve polisiye türe önemli
katkılarda bulunabilir.

|
 |


|