Tom Robbins'in son romanı, Ağaçkakan


DİLÂVER DEMİRAĞ


'Aşkı kalıcı kılmanın yolu'

'Parfümün Dansı' ve 'Dur Bir Mola Ver' adlı kitaplarından sonra Tom Robbins'in üçüncü kitabı da Türkçede... Ağaçkakan adlı roman, tıpkı diğerler romanları gibi oyuncul, uçarı ve bilge...

Ağaçkakan Tom Robbins, Türkçesi: Fatma Taşkent, Ayrıntı Yay., İst. 1999, 247 s., ISBN 975-539-241-60

Yaşadığınız ilişkilerde aradığınızı bulamamışsanız payınıza hep hüsran, hüsran düşmüşse, üstelik kendi bedeninizle barışık olmak yönünde ciddi bir sorununuz varsa, ne yaparsınız? Çökertilmiş bir hanedanın son varislerinden biri olan Prenses Leigh-Cheri'nin kafası da bu sorunlarla meşgul ve onun için en önemli mesele aşkı kalıcı kılmak...

Ayrıntı Yayınları'nın Türkçesini bastığı Tom Robbins'in romanı Ağaçkakan, aşkı kalıcı kılmak isteyenler için önemli bir kılavuz niteliği taşıyor. Önceki romanlarında olduğu gibi yine alabildiğine uçarı, alabildiğine oyuncul olan Ağaçkakan tam bir 'karamizah' yapıtı.


Romanın konusuna geçmeden önce biraz Robbins'ten sözetmek gerekiyor. Postmodern olarak nitelendirilen romancılar arasında önemli bir yere sahip olan Robbins'in kitaplarında yer verdiği temel sorunsal günümüz insanının doğadan kopukluğu. Romanlarında antropolojik unsurlara, mitlere, doğu bilgeliğine önemli bir yer ayıran yazar, kitaplarında 'kara mizah' diyebileceğimiz bir üslûp kullanıyor. Yer yer 'epik' de denilebilecek üslûbunda, yazarı bir anlatıcı olmanın ötesinde romanın karakterlerinden birisi olarak konumlandırıyor ve yer yer aktif müdahalelerle romanın olay örgüsüne ilişkin yorumlarda bulunuyor. Romanlarının temel konusu ya da olay örgülerinin arkaplânı, doğa ve doğallık. İşte Robbins'in Türkçede çıkan son romanı Ağaçkakan da yine doğayı ve doğallığı ele alıyor. Diğer kitaplarında olduğu gibi Robbins'in bireyselci ve anti-otoriter duruşunu yansıtan Ağaçkakan'da Amerikan karşı-kültürünün önemli akımlarından biri olan New Age (Yeni Çağ) kültürü ile ince ince dalga geçiyor. Yazarın ısırgan dilinden, ekoloji hareketi de nasibini alıyor.

Ağaçkakan'da iki kahraman var. Birisi aidiyet duygusunun verdiği sıkıntılarla sarsılan prenses Leigh-Cheri; diğeriyse çılgın, uçarı, herşeyden önce kanundışılığı insan olmanın en asil tercihi olarak gören ve göğsüne bantlanmış dinamit lokumlarıyla dolaşan meşhur bombacı Bernard Mickey Wrangler, ya da nâm-ı diğer 'Ağaçkakan'. Hayli soylu bir ailenin henüz ergin olmamış bir üyesi olan prenses Leigh-Cheri, yaşadığı son aşk hüsranından sonra kendisini bütünüyle çevre davasına adar. Bunda en önemli etken, etkili bir doğum kontrolü yöntemi bulamayışı ile teknolojinin cinselliği ve aşkı ruhsuzlaştırmasıdır. Ve tabiî ki, Amerika'daki en önemli ekolojik karakterli tüketici hareketinin lideri Ralph Nader'in sevgilisi olmasıdır. Nader'in de önemli bir konuşma yapacağı Hawaii'deki 'Jeo-Terapi Çevre Şenliği'ne gitmesi, onun için hayatında bir dönüm noktası olacaktı. Çünkü meşhur bombacı Ağaçkakan da çevre şenliğini vücuduna sakladığı dinamit lokumlarıyla 'şenlendirme'yi amaçlamaktadır. Bir rastlantı sonucu tanıştığı Ağaçkakan onun ilgisini çekecek, daha ötesi ona büyük bir tutkuyla aşık olacaktır. Ve o günden sonra Leigh-Cheri'nin hayatının yegâne amacı aşkı kalıcı kılmanın bir yolu olup olmadığını araştırmak olacaktır.

Bernard Mickey Wrangler ya da nâm-ı diğer 'Ağaçkakan' bir kanun kaçağıdır. Ancak onu diğer kanun kaçaklarından ayıran en önemli etken, felsefesidir. Ona göre kanundışılık insanın kendi bireyselliğini ortaya koymasında en önemli unsurdur. Yalnız kanundışı yaşayanlar tam anlamıyla özgür olabilirler. Ağaçkakan felsefesini şu satırlarla ifade ediyor. (Bir gazeteci Ağaçkakan gibiler için af çıkarılmasını savunmakta ve onun bir kurban olduğunu söylemektedir): 'Kurban mı? Bir suçlu ile kanun kaçağı arasındaki fark, suçluların sık sık kurban olması, kanun kaçaklarının ise asla kurban olmamasıdır. Hatta gerçek bir kanun kaçağı olma yönünde atılacak ilk adım, kurban edilmeyi reddetmektir. Diğer insanların kanunlarına tâbi yaşayan tüm insanlar kurbandır. Açgözlülük, öfke ya da intikam nedeniyle kanunları çiğneyenler kurbandır. Mevcut kanunları, kendi kanunlarını getirmek için devirenler kurbandır. (Devrimcileri kastediyorum). Ancak biz kanun kaçakları kanunun ötesinde yaşarız. Yalnızca kanunda yazılanların ötesinde yaşamakla (pek çok işadamı, pek çok politikacı ve tüm aynasızlar bunu yapar) kalmaz, kanunun taşıdığı ruhun ötesinde yaşarız. Demek ki, bir anlamda toplumun ötesinde yaşarız. Ortak bir amacımız varsa eğer, bu toplumun doğasını altüst etmektir. Başarı kazandığımızda evrenin canlılığını yukarı